Göğsüm daralıyor yüreğim kanıyor

Sakin göllerin kuğusuyduk
Salınarak suyun yanağında
Yarılan ekmeğin buğusuyduk
Göğsüm daralıyor yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle

Biri saksımızı çiğneyip gitti
Biri duvarları yıktı, camları kırdı
Fırtına gelip aramıza serildi..
Biri milyon kere çoğaltıp hüzünleri
Her şeyi kötüledi, bizi yaraladı..
Biri şarabımızı döktü, soğanımızı çaldı,
Biri hiç yoktan vurdu kafeste kuşumuzu!
Dedim ya, ciğerim yanıyor, yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle

Göğsüm daralıyor yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle

Dağlarda çoban ateşiydik
Dolanarak mavzer yatağına
Ceylanın pınara inişiydik
Göğsüm daralıyor yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle

Birer yolcuyduk aynı ormanda kaybolmuş
Aynı çıtırtıyla ürperen bir serçe
Hep aynı yerde karşılaşırdık tesadüf bu
Birer tomurcuktuk hayatın kollarında
Birer çiğ damlasıydık
Bahar sabahında, gül yaprağında..
Dedim ya, hiç yoktan susturuldu şarkımız
Yüreğim kanıyor, ciğerim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle

Göğsüm daralıyor yüreğim kanıyor
Olmasaydı sonumuz böyle


Bunu huzurunun, keyfini, acısını yaşamama izin verin en azından... 
 
MerCi 

Şimdi Gibi Bisey

Beirut Çalıyor...

http://www.youtube.com/watch?v=-UJX0QpkhhU

Bu benim için şimdi.. Peki ya senin için..

Tabiki değil.. Olamaz da olmamalı da. Sen ve ben ne kadar farklı isek şimdimiz ve hakikatlermiz de o kadar farklıdır. Onun için kavga denilen şey vardır ya hayatta. Sen ile benim aramda ki o şeyi kaldıra bilmek adına birbirimizle verdiğimiz savaşlar.. Ne ben beni sana göstermek isterim, ne sen görmek... Ne sen seni bana göstermek istersin ne ben görmek... Görsek, bilsek, istesek birbirimizi kavga niye..

Kavga etmesek.. bu an kimin?

Bu arada ikinci şarkı çalmaya başladı..

( http://www.youtube.com/watch?v=N-mqhkuOF7s&feature=related )

Şimdi bu an benim yaşadığım an ise....
Senin bunları okurken hissetiklerini hissediyor sanıyor isem kendimi...
Benim yazma hızımla senin okuma hızn tutmadı...

Çok çabuk bitti birinci şarkı.. ( Arkadaşlar dağıla bilir miyiz bu özel bir husus)

neyse allah tan gittiler...

...............


Evet günaydın.. sensiz bir sabaha daha... İlk sigaram bile anlamsız olucak.... Ne ben uyamış olucam nede sen uyumuş şu vakitte.. Bu sabah sensiz uyandımm... Sensiz olmaz.. Seniz olma....


Günlerce kalakmadan sana yazabilirim.. Dokunduğum şeylerin hepsinin sen olduğunun o kadar farkındayım ki.. Onlar ne sigara, ne klavye, ne de soğuk bira... Hepsi sensin.. her şey sensin.. Beni Ben eden.. Gözlerimi tekrar semaya çeviren...  Yıldızları gösteren.. Bak orada ben varım, bir de sen diyen....


Bu yaşananlardan " Bir sana bir de bana"..  onun için dayanamıyorum böyle anlarda.. İstiyorum ki duy bu haykırışları.. Evet.. Haykırışları.. Seviyorum seni sen bilmesende... Gösteremesemde.. Anlamasan da anlatamasam da.. Bulutların üstünden bıraktım ben kendimi......


bulutların üstünden
bıraktım ben kendimi
sonunu düşünmeden
duygular sarınca beni
gizlice tuttum elini
yüzüne baktım usulca
gözlerin fısıldadı ah
mutluluğu yavaşça

çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana.....


Az sonra..

Uyamamıyacağım sabaha doğru koşarken..
 
Eminim yine düşeceğim...

 Yanımda olmasan da elimden tutup... Beni yatağa Yatıran sen olacaksın.. Sonra koynuma giren.. Bana Huzurunu bahşeden.. Sabah uyandığımda bana günaydın diyen...

Ben Peşinen söyleyeyim sen daha uyumamışken...


GÜNAYDIN.....



İşte Şimdi Senin için Başlıyor...






..............................................................................

Hürriyete Doğru

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.

Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, 
Donanmalar mı?

Heeey !!!!!!!!!!!!!

Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...

.................


Zamanın bir yerinde... Bir şekilde...

Planlanmamış güzel tesadüfler içerisinde yer bulur isek gideririz özlemimizi. Ne güzel günler yaşamışız diye..

Saadetinin tadını çıkart..

Benim bu sahne de rolüm yok..

Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere..
.

Git bakalım... Belki orada karşılaşırsın özlemini duyduğun şeylerle.. Oralar da bana da rastlar isen, Ne mutlu BİZ'e

Özlem denilen şey asla tek başına yaşanamayan birşey..

Merci MILADY....

HİS

Hissetmeyi hissetmeyi hissetmek... Hissetmek... his... et... mek... his....

DÜS-ÜN

Söyle bir dünya düşünsene;

Kimse sana karışmıyor… Kendi doğruların çerçevesinde, çerçeveyi oluşturan insanlarla, yargısız-kaygısız yaşıyorsun/uz. Kimse kimseye “Yapma” – “Etme” – “Gitme” – “Kalma”  demiyor…

Fikir var, müdahale yok. Tavsiye var, teşvik yok. Teklif var, ısrar yok.

En büyük tartışmaların bile sonunda ki aydınlıkta söylenen tek söz “Günaydın”

Karşındakinin gözlerine baktığında içinden gelen tek söz “Var olmuşluğuna şükran”

Her “Seni Seviyorum” ilk sigara gibi tatlı, Her “Bende Seni Seviyorum” Son sigara gibi doyumsuz…

Bilenin bildiği şeylerin güzelliğinin bilincinde olduğu, Bildirenin bildirmediği şeylerin bile bilindiğinin farkında olduğu. Bilmek diye bir şeyin kesin gerçek olmadığı, “Hissetmenin” Hükümdar olduğu…

İnsanın insanı özüyle sevdiği, “O özün” değişmeyeceğini bildiği,  zaten işte onun için onu sevdiği, çırılçıplak yaşanan hayatlar olduğunu bir düşünsene.

Ya da düşünme…

YAŞA….



Günaydın, Var olmuşluğuna şükranla....

PATİKLERİM

Bak. Buz gibi artık ellerim.

Ne sabah ayazı, ne de tekel birası,

Yalnızca buz gibi artık ellerim.

Bir köşede rakı kokar halde unutulmuş patiklerim.

Bende artık yalnızca rakı kokan patiklerim....

Amé sam chorrorre Sabina... Dural beshava. Seoca mi înima

Mesai bitmiştir.. Haberler, Durumlar, İnsanlari...  Şimdi Hissetme Zamanı diye düşünür.. Ve ayağa kalkar hızlıca...

Bağırarak acilen sokağa koşar adam. Geride sönmeye yakın bir sigara kültablasında, bir de kapatılmaya tenezül edilmemiş bilgisayar.

Kedi bağırırken arkasından kitlemeden çıktığı kapının ardındaki Sokak havası yüzüne çarpar ırzına geçercesine... Sevinir.. Güler...

Hissetmeye başlar varlığı... Hazzı.. Ve Sokakta varolmanın Hazzı... Elleri Ceplerinde..

Azında bir türkü: Ando suno la dikhav. Le rakhensa na sovav. Phen tu, Dévla! So te kerav!